16 Ağu 2014

Kısa bir durum bildirimi...

Selam again :P
Dikiş postları yaz boyu yalan oldu :)
Bi 15-20 gün daha böyle gidecek sanırım :(


Peki dikiyor muyum?
Valla dikiyorum aslında şu ara mecburen.

Haftaya kuzenlerimden biri evleniyor. Annem bir bluz, bir de kendisinin tabiriyle "Vapurda"! olacağı için düğün, üzerine yelek istedi :DD
Teknede değil ama "Vapurda" yani :Pp


Şu an kalıp denemesi olsun, işimiz şansa kalmasın, prova istemesin falan diye denemelik bi tane bluz dikiyorum.

Keşke direk asıl kumaşa çalışsaymışım, çok güzelmiş kalıp.
Burda kalıbı değil ama söyliim de :)))
Annemin eski kalıplarından, klasik bir bluz kalıbı.

Yandaki fotoğrafta teyellenmiş ve alıcı gözüyle bakılırken :)
Bakiim bi daha... Olmuş, olmuş :Pp

Bugün anneme gidicem, bir prova yapıcaz. Sonra asıl kumaşı annemden alıp tekrar en baştan başliicam dikmeye :))
Pazar gününe yetişmesi lazım.

Niye yetişmesi lazım ki, 1 hafta var daha. Dik işte geniş geniş diyebilirsiniz. Ama bu ara tatlı telaşlarım, bekleyişlerim var :)))

Yarın akşama kadar işlerin büyük bir kısmını eşime aktarmam gerekiyor. Çünkü 1 hafta daha devam edecek bizim iş. Akşamları evde devam yani çalışmaya :/

Sonraa bu hafta içini pek sevgili bir arkadaşımla pazar gezmeleri ve kahve eşliğinde keyifli sohbetlerle geçirme planları var :)) İnşallah her şey yolunda gider. İşte o zaman değmeyin keyfimize :))

Sonraaaa, cumartesi günü bizim sıpanın sınavı var, onun stresi aldı yürüdü...
Sınav sonrasında bir Bakırköy pazarı iyi gider aslında, kızlara da uyarsa :))) Gerçi öğleden sonraya kalır benim gitmem muhtemelen ama bakalım :)

Sonraaaa pazar günü işte malum düğün var ama ben gitmem herhalde.
Çünkü pazar gecesi yola çıkıciizzz :)))
Gerçi şimdi ben bunu yazarken bile plan değişti. Ancak salı günü yola çıkabileceğimizi şu anda öğrenmiş bulunmaktayım. Ayyyhhhh, bitsin artık bu çileeeeeeeeeeeee...

Bu yazı popom denizle buluşmadan bitirmek istemiyorum yaaaa!!!
Yok yok, panik yok. O tatile gidilecek, o denize girilecek. O kadar!
Olmadı atıcam kendimi boğazın hırçın sularına, adalardan falan toplarsınız artık beni :Pp

Şu şehrin sınırlarını bi aşalım, ondan sonra bi 10-15 gün kadar unutun beni :))
Ben kendimi unutucam çünkü :D

Her gün için 1 kitap koydum kenara :)
Şort, t-shirt, bikini ve terlik dışında hiiiiç bişey almayacağım yanıma :)
Telefonum da zihnimle beraber off konuma geçecek :))
Off, off, offffffff :D

Döndüğümde her şey birbirine girmiş olacak ama bu benim zerre kadar umurumda olmayacak :D

Ve bu süre boyunca şu şarkıyı dinliyor olacağım. Bu ara favorim :)
Ben yokken size eşlik etsin benim yerime :)))

Susheela Raman - Maya

Öperim hamınızı :Pp
SEWgiler, ML...

7 Ağu 2014

3 pixel

Sabahın 5'i ve ben hala uyuyamamışım. 
Kalktım dolanmaya başladım evin içinde. 
Bişeyler dikeyim bari dedim. Penye dikmek var aklımda ama overlok pek de sessiz sayılmaz. 
Koca uyuyor, uyandırmak da istemiyorum. Makina açmak bi tarafa evde parmaklarımın ucunda yürüyorum uyanmasın diye. Maazallah uykusu bölünürse orağını kaptığı gibi... Aman aman tövbe... :)

Kalıp çıkarıp keseyim dedim ama kesince dikemezsem kudururum. 
Biraz internette dolandım falan ama başka türlü bişeyler yapmam lazım.

Dur dedim video vardı aklımda bi deneme yapayım bakalım nasıl olacak :)
Telefonla olmadı, normal kamerayla olmadı, aktüel kamerayla olmadı, fotoğraf makinası olmadı. 
Tripodu bulamadım, ışığı tutturamadım, açıyı ayarlayamadım... Olmadı!
Olmadı, olmadı, olmadıııııı... 
En son eski bilgisayarın 1,3 mp kamerasına muhtaç kalana kadar her şeyi denedim. 
Çeken nasıl çekiyo o videoları çözemedim arkadaş bi türlü.

Neyse, olacak mı bakalım diye denemelik bişeyler çektim. 
Ama ben 1 pixel, makaslar 1 pixel, kesim panosuna da 1 pixel desen toplam 3 pixellik gönütü var :D
Üzerimdeki mavi şey de bir geri dönüşüm ürünü demek istemiştim aslında ama mavi bi pixel yok ortada sanırsam :)
Yine de bu görüntülerden bişey anlayan olursa anlamayanlara anlatsın bi zahmet :)
Kimse anlamazsa- ki muhtemelen öyle olacak- ben bi daha anlatırım artık herkese :)))

Ha niye bu Cine5 tadında görüntüyü izletiyosun bize derseniz, 3 saat falan yüklenecek mi yüklenmeyecek mi diye görmek için bekledim. Boşa gitmesin bari diye. 
Yoksa amacım eziyet etmek değildi yani :)

video



2 Ağu 2014

Advent Laureate Speakers - Gomalaklı bir restorasyon hikayesi :P

Eveeettt, meraklısı için hikayemizi anlatayım, merak etmeyen sadece resimlere bakabilir. "Bana ne senin ne yaptığından bee" diyen varsa da kapatıp gidebilir, keyfiniz bilir :P
Ben her halükarda yazıcam sonuçta :))


Hikayemiz şöyle başlıyor;
Yaklaşık 2-2,5 ay kadar önce bu çocukları evlat edindik biz. Tamamen tesadüf eseri, olmadık bir şekilde buluştu yollarımız :) Ama öyle kötü muamele görmüşler ki "Anlat derdini, neler çektin sen çocuğum" desem, hani dile gelse de anlatsa oturup ağlıycam yani, o derece. Fotoğraflar herşeyi apaçık anlatıyor zaten.
Öküzün biri "hüseyin" olan ismini bile kazımış üstüne. Ayyyhhh, fenalık geçiriciim!!!
Neyse ki anneniz bundan sonra size iyi bakacak yavrucuklarım, merak etmeyin siz :))

Biz de bunları toz-toprak içindeyken bulduk. Buna rağmen hatırı sayılır bir bedel ödeyip 3 dakika kadar sonra kucaklayıp eve doğru yola çıkmıştık bile :))

Özelliği ne ki derseniz, 1991-1992 yıllarında USA'da sınırlı sayıda üretilmiş, tamamı el yapımı, ham pecan cevizi..

Sesi-akustiği bambaşka, dinlerken gözlerim doluyor resmen... Dünya çapında hayranı çok, ama aranıyor diye ilan versen yok!


Bu çocukları eve getirene kadar "bu değil, bu hiç değil, bu bizim köyden değil" diye diye minnak bi speaker cennetine dönüşmüştü ev. İnsanların arayıp bulamadıkları hoparlörlere biz tabure, sehpa hatta başka bi hoparlörün altına koyup stand muamelesi falan yapar hale gelmiştik. Üstüne adımızı kazıyacak kadar olmasa da bizim de accık öküzlük yaptığımızı kabul ediyorum :)

Sonunda aradığımızı bulmuş olmanın mutluluğuyla, mest-i perişan vaziyette dinlemeye başladık.




Ama bende bi kaşıntı, elini yüzünü yıkayıp paklamak lazımdı bu çocukların diye :))
Lazımdı da dinlemekten kendimizi alamıyoruz ki. Sabah açıyoruz akşam yatana kadar serilip dinliyoruz.
Bildiğin aşkın ses hali :)
Taa kii, hadi amfiyi de değiştirelim, aşalım kendimizi diyene kadar sürdü bu durum :P
Kaşıntı bu ya...

Yeni amfi geldi, bağladık. Heyecanlıyız :) Açtık test müziğimizi.
Cızzt cuzzzttt...
Anaaa! Gitti sağ hoparlörün wooferları :O
Hoparlörler sargıya, amfi geldiği yere gitti. Bu çocuklar da kucağıma düştü :D



Özel bi muamele görmeleri gerektiğine dolayısıyla da özel bi cila uygulamaya karar verdim. Gomalak!
Diğer bi adı el cilası. French polish ya da shellak da deniyor.

Geleneksel bir yöntem. Tarihi 100'lerce yıl öncesine dayanıyor. Temel olarak saf reçine.

Koca, verelim bi ustaya yapsın dediyse de ben yapıcam diye ısrar ettim. Çünkü hiç bir usta benim göstereceğim özeni göstermezdi.

Zaten toplasan 5 kişi kalmış adam gibi yapan. Bi de binlerce lira istiyolar.
Karar verildi, ben yapıcam. Nokta!!!

Önce sağlam bi araştırma yaptım. Zımparası nasıl yapılır? Cila nerden bulunur, nasıl hazırlanır ve nasıl yapılır?
Bu araştırma sırasında yaşayan son "gerçek" ustaları bulup, onlarla görüştüm, detaylı tarifler aldım :)
Ustalardan bi tanesi "Allah sabır versin kızım" dediğinde anlamalıydım aslında başıma gelecekleri :)
Manyaklığım bir kez daha tescillenmiş oldu bu vesileyle :))

Bundan sonraki aşamaları hızlıca geçicem ama yaparken hiç de hızlı olmadı inanın :)
Sadece zımparası 10 gün sürdü. Gomalak cilayı en doğal haliyle satan yeri bulmak günlerimi aldı.
Hava akımı olmasın, toz uçmasın diye camlar, kapılar kapalı odada günlerce kan ter içinde cila yaptım.
Offf off...

Başlarken, sırasıyla 120 kum ve 240 kum makinayla, sonra yine sırasıyla 320 kum, 400 kum, 800 kum, 1000 kum ve 1200 kum elle zımpara yaptım. Taa ki dokunduğumda ipek gibi bir doku hissedene kadar.



Sonra sildim temizledim. Cilayı daha önce hazırlayıp dinlenmeye bırakmıştım ama başlayabilmek için epey bi cesaretimi toplamam gerekti. Çünkü ufacık bi hatada bile bütün cila mahvolabilir. Öyle hassas bi iş. Hata kabul etmeyen bünyem için fazla stresli yani :))



Sonunda tamam dedim, yapıyorum :) Kalktım bi anda, yaptım hazırlığımı ve başladım. O anda, o gazla ve o hızla başlamasaydım bi daha zor başlardım herhalde :))

5-6 gün sürdü sanırım. Sabah gözümü açıyorum cilaya başlıyorum, gece saat 2'lere kadar cilala babam cilala. Her bi yüzeye toplam 300'er kat falan cila yaptım. Karate kid gibi hissetmeye başlamıştım bi ara kendimi :)
Cilala, parlat! Cilala, parlat!



Alt kısmındaki destek plakaları paramparça olmuştu. O kısmı mdf olduğu için sorun olmadı, marangoza birebir ölçülerde kestirip son şekillerini de yine zımparayla elimde verdim. Sprey boyayla boyayacaktım ama üşendim açıkçası yapı markete gitmeye. Evde bulunan ve muhtemelen en son 1000 sene kadar önce kullanılmış olan siyah ayakkabı boyası nihayet bi halta yaradı ;) Pate yapınca parlamadı da, tam istediğim gibi mat oldu. Montajını yapmadım henüz, bi kat da mat vernik atıcam üstüne çünkü.
Tweeter'ların yüzeyinden 3000 kum zımparayla bi tabaka alıp keten yağıyla incecik parlattım.
Grid takozları da bizden önceki sahibinin fırçayla sürdüğü cam cilasından nasiplerini almışlar. Yarım gün de onları temizlemeye uğraştım.
En son isim plakalarının üzerindeki eski cilaları da temizleyip hafifçe parlattım ve taktım.



Ve sonuç;








Yaptığım çok az işle gurur duyarım. Ama bunlara bakıp bakıp gurur, mutluluk karışımı bir duygu yaşıyorum. Dinlemenin keyfi benim için kat kat arttı:)))

Hatalarım var mı? Var elbette ama sadece ben görebiliyorum :) İşin aslı onlar bile hoşuma gidiyor bakarken.



Makina zımparası yapılırken eşim bi ara bi hevesle ben de yapayım dedi, o kadar. Onun dışında her dokunuşu bana ait.
Gurur duymam normal değil mi yani? :)))







Aldığımız arkadaşa bu fotoğrafları gösterdiğimde, "Bendeyken bu halde olsalardı en az 5 katı fiyat isterdim" dedi ki bu da orta halli bi araba parası demek oluyo :)

Bende havalar oldu mu 1500... Ay popom tavana vuracak.
Hahayttt :D


Bu da şu anki halim üzerinize afiyet :))